Takvim Mucize Yazmaz
Her Eylül başında aynı sahne yeniden kuruluyor.
Takvimin yaprağı değişiyor, sosyal medya umut kokan cümlelerle dolup taşıyor. “Yeni ay, yeni ben…”, “Bu ay her şey değişecek…”, “Eylül bereketiyle gelsin…”
Sanki mevsim değişince kader de adres değiştiriyormuş gibi…
Bir de içimizde tarif edemediğimiz bir beklenti beliriyor.
“Belki bu ay bir şey olur…”
O “şey”in ne olduğunu biz de bilmiyoruz. Ama hayatımıza dokunmasını, her şeyi değiştirmesini bekliyoruz.
Oysa sonbahar, ağaçlara yapraklarını bırakmayı öğretirken; bize de zamanın tek başına hiçbir şeyi değiştirmediğini gösteriyor. Biz ise çalışmadan başarıyı, emek vermeden bolluğu, risk almadan kazancı, değişmeden değişimi bekliyoruz.
Takvim yalnızca zamanı değiştirir. İnsanı ise yalnızca alışkanlıkları değiştirir.
Hiçbir ay, sabah alarmını sizin yerinize kapatıp işe gitmez. Hiçbir mevsim bilgisayarın başına oturup projeyi tamamlamaz. Hiçbir tarih, sizin adınıza kitap okumaz, spor yapmaz, yatırım araştırmaz ya da hayalleriniz için mücadele etmez.
Beklemek garip bir konfordur. İnsana çalışıyormuş hissi verir ama yerinden bile kıpırdatmaz.
Belki de bu yüzden en ağır yük, başarısızlık değil; ertelenmiş hayallerdir.
Toprak bile ürününü vermeden önce aylarca sessizce emek ister. Tohum çatlar, kök salar, yağmur bekler, güneş görür. Hiçbir başak, yalnızca takvim Eylül’ü gösterdi diye boy vermez.
İnsan da farklı değildir.
Hayat; paylaşılan motivasyon cümlelerini değil, sessizce verilen emeği ödüllendirir. Kimse alkışlamazken atılan adımları, kimsenin görmediği saatlerde dökülen teri, vazgeçilmeyen günleri…
Belki bugün yeni bir ay başladı.
Ama asıl başlangıç, takvimin değil; kararın değiştiği gündür.
Çünkü umut güzel bir duygudur.
Fakat emekle birleşmediğinde, beklediğimiz o belirsiz “şey” hiçbir zaman kendiliğinden gelmez. O “şey”, çoğu zaman sessizce verilen emeğin, vazgeçilmeyen disiplinin ve atılan ilk adımın ta kendisidir.
